21.5.11

Yılanların şahı (Şahmeran)



           Geleneksel kültümüze ait efsaneler her zaman beni etkilemiştir. Günümüzde bu anlayış biraz aşınsa bile insanların efsanelere inandığı gerçektir. Çünkü efsanelerde toplumun yaşamından, çevresinden izler ve elbette toplumun düşünceleriyle inançları yer alırdı. Kısacası çocuklarımıza iyi insan, erdemli insan olmaları amacıyla anlattığımız mesajlarla yüklü masallardan daha farklıdırlar. Üstelik efsanelerde “ideal tip” vardır; yaptıkları ettikleriyle insanlara örnek olan, yol gösteren kişidir ideal tip.
Üniversitede halk edebiyatı derslerinden ayrı bir keyif alırdım. Anlatılanların kafamda masalsı bir dünya yaratmasının yanı sıra değerli hocamız Hasan ÖZDEMİR’in katkılarını da anmak gerek. Hocamın haberi olmasa da yaptığı akademik çalışmaları derslerden bağımsız olarak zaman zaman araştırırdım. “Geleneksel Kültürümüzde Şahmeran” adlı bildirisi akademik çalışmalarının en bilinenlerdendir.
Hasan Özdemir’in bilincimde uyandırdığı Şahmeran imgesi o denli etkili olmuştu ki kafamda tamamen bana özel Şahmeran kurguları bile dolanır olmuştu. Oysa bilirdim ki Şahmeran, belinden aşağısı yılan, yukarısı insan olan, hiç yaşlanmayan bu iyi huylu yılandı ve sözcük anlamına eş olarak yılanların şahıydı. Bu efsanevi varlık, kafamda dönüp dururken öykü yazdığımı bilen hocamın beni özendirmeye başlamasını tüm sınıf görmüş ve onun bu tavrı koltuklarımı kabartmıştı: “Belki bir gün Şahmeran’la ilgili bir öykü de yazarsın.” Birçok defa işittiğim benzer cümlelerini uzun süre aklımdan çıkaramadım. Böyle bir öykü yazmak hâlâ geçer aklımdan; ama ne yalan söyleyeyim, yeterli cesareti kendimde asla göremedim.
Peki neydi Şahmeran efsanesi ve neden insanlarımızı bu denli etkilemişti?
Tarsus civarında çokça anlatılan efsaneye, Adana, Cizre ve Mardin’de de rastlanır. Geleneksel kültürümüzde o denli sevilmiştir ki birçok varyantı oluşmuştur. Öyle ki bu çeşitlenmenin örneklerine ulaştığınızda kolaylıkla ortak özellikler görebileceğiniz gibi farklı özellikler de gözünüze çarpacaktır.
Ortaklaştırarak özetlemeye çalışalım: Şahmeran’la muhatap olacak kişi yanlışlıkla onun yeraltındaki dünyasına girer ve gördüğü dünya karşısında şaşkına döner. Şahmeran, ona kötülük yapmayacağını, buna karşın onu yeryüzüne bırakmayıp burada konuk edeceğini söyler. Çünkü yerini bilen bir insana güvenemez. Bu konuşmanın peşinden adamın konukluğu başlar ve uzadıkça uzar, birkaç yıl kadar sürer. Bir süre sonra adamın yeryüzündeki yaşamını, ailesini özlemesiyle Şahmeran’dan af dileyip kendisini özgür bırakmasını ister. Şahmeran, ona güvendiğini belirterek onu salar; ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını söyler ve dolayısıyla vücudunu kimseye göstermemesini öğütler. Yeniden yeryüzüne çıkan adam, eski yaşamına geri döner ve hiç kimseye Şahmeran’ı gördüğünden bahsetmez. Uzunca bir zaman böyle geçer. Derken Tarsus varyantına göre hükümdarın kızı, Mardin varyantına göre hükümdarın kendisi ölümcül bir hastalığa yakalanır, tüm ülke hastalığa karşı seferber olur; ancak kimse, hastayı sağlığına kavuşturamaz. Tek tedavinin sihirle iç içe geçmiş bir yöntemle Şahmeran’ın bulunup öldürülmesi ve vücudundan alınacak bazı parçaların yenmesi (kaynatılıp içilmesinden de bahsedilir) durumunda hastanın iyileşeceği anlaşılır. Şahmeran’ın yeri bilinmediğinden Şahmeran’ı görmüş kişilere odaklanır, kötü kalpli vezir. Şahmeran’ın yerini bilmez; ama onu görenin belden aşağısının bir yılan gibi pulla kaplı olacağını pekala bilir ve bu yüzden tüm halkı hamama (ya da nehir kenarına) götürür. Şahmeran’ı gören kahramanımıza bu yöntemle ulaşır. Devamında zorla, işkenceyle onun ikna etmeye çalışır ve sonunda direnci kırılan adam, veziri Şahmeran’a götürür. Kimi anlatılarda sihirle Şahmeran mağarasından (hamamından) çıkarılır, kimisindeyse adam Şahmeran’ın ayağına gider. Sözünde duramayan insanların utancı yüzüne ve sözüne yansımıştır elbette. Utana sıkıla durumu anlatır. Şahmeran zaten vücudunun şifalı olduğunu bilir; ama uyarmadan da edemez: Sakın ola ki suyumdan ilk sen içme/yeme der. Bir diğer anlatıda Şahmeran’ın üçe bölüneceğini bilir ve kuyruğumun kaynatıldığı kazandan içme/yeme der. Giderler, vezir adamın üzüldüğünü, ağladığını görünce güler, bir yılan için ağlanır mı, der ve sarayda Şahmeran’ı öldürür. Üçe bölünür yılanların şahı. Her derde deva olduğunu bilen vezir anlatılara uygun olarak Şahmeran’ın öldürücü suyundan içer ya da öldürücü kuyruk etinden yer içer. Vezir oracıkta canından olur. Hasta olan hükümdar ya da hükümdarın güzel kızı iyileşir. Yine anlatıların çoğunda ihanetiyle Şahmeran’ı ölüme götüren kahramanımız, Şahmeran’ın yüceliğiyle, vefakarlığıyla, zekiliğiyle Şahmeran’ın kafasının kaynatıldığı sudan içer ya da kafasından bir parça yer ve diyar diyar dolaşıp şifa dağıtan Lokman Hekim’e dönüşür.
Şahmeran efsanesinde dikkatimi en çok çeken ve beni en çok etkileyen yan, yılanların insansız bir dünyada mutlu mesut, barış içinde yaşarlarken bir insanın ihanetiyle önderlerini kaybetmeleridir. Buna karşın yılanların şahı Şahmeran o denli ileri görüşlü, akıllı ve iyi yüreklidirler ki nankörlüğe, ihanete uğrayacağını, sonunda canından olacağını bile bile insanoğluna güvenir. Ölüme götürülürken dahi sağduyusunu yitirmez; kesinlikle hiçbir yılanın ölümünden haberdar olmamasını ister, yoksa dünyanın tüm yılanları insanlardan öç alacaklardır.
Şahmeran efsanesinin ideal tipi insan değil, yılanların şahı olan Şahmeran’dır. Üstelik bu ideal tip o kadar sevilmiştir ki bazı yerlerimize ad olmuş, ayrı bir sanat dalı gibi özel olarak tablolaştırılmıştır.
Efsanelerin günümüzde günübirlik değer taşıyan görsel kültür karşısında tutunma şansı giderek azalsa bile yukarıda anlatmaya çalıştığım Şahmeran efsanesinde görüldüğü gibi efsaneler boş değildir.

1 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş Dostum. Muğlak bilgilerimi netleştirmiş oldum sayende. Ellerine sağlık...

    YanıtlaSil