26.9.11

"Bir insanı sevmekle başlayacak her şey"




Yeryüzünde küçücük olmanın derdini tasasını asla ufacık omuzlarımızdan atamıyoruz. Dilimiz aşınıyor ah etmekten, gönlümüz usanıyor feryat etmekten. Kocaman dediğimiz göğsümüzü gere gere yürümenin özlemiyle tutuşuyoruz her seferinde. Yazıktır ki, yeniden eskiye dönmenin yorgunluğuyla yanıyoruz yine. Velhasıl hepi topu kısır bir döngü. Başladığımız yerde biten acılı hıçkırıklardan örülü bir havuz dünyamız. Yanıyoruz, bir vakit sonra sönüyoruz. Yanıyoruz, sonra yeniden sönüyoruz.
Yeryüzünde küçücük olmanın derdini tasasını omuzlarımızda taşıyamıyoruz. Omuzlarımıza bir pamukçuk da konsa, bir demir halat da yüklense bakışlarımız kararıyor. Bazılarımız sancıdan hareketsiz düşerken bazılarımız hangisinden şikayet edeceğini bilemiyor. Görecelidir deyip geçiştiriyoruz, zevkler gibi acı çekmenin de çeşitleri vardır diyoruz.
Gelgelelim ne aşkı, sevdayı ne derdi gamı biliyoruz. Ötede Leyla İle Mecnun okununca dalga geçiyor, Mesnevi okununca burun kıvırıyor, kavgaları için canlarını verenlerin hik­âyelerine kesinkes katlanamıyoruz.
Oysa etten ve kemikten bir varlığız. Altı üstü canlı bir varlık olmanın sıradan sığlığındayız. Düşüncemizle var olmamız gerekirken düşüncemizle kendimize yeni yeni tutsaklıklar inşa ediyoruz. Aklımızın enginlerini rastgele bir kementle bağlayıveriyoruz, daha ilk küskünlüğümüzde.


Aklımıza gem vurunca yüreğimizin sakat kalacağını hiç bilemiyoruz. Dolayısıyla aklımız yüreğimizin sevdalanışında ona özgürlük ufukları açmaktan, bedeni, yüreği uçabilmekten aciz kalıyor. Sınırlandırılmış bir haritanın dışını tanımayan gezgin, dünyayı ne denli tanımaktadır?
Sevmeye ayarlı yüreklerimiz ötekine nasıl sevgi besler? Özgürce kanatlanamadıktan sonra, onu adamakıllı tanıyamadıktan sonra nasıl bir olabilir? Bizden olmayanı, bize benzemeyeni, bizim gibi oturup kalkmayanı, konuşmayanı ya da sözcüklerini bizimle aynı telaffuz etmeyeni, ayrı türküler, şarkılar dinleyip söyleyeni, derisinin rengi farklı olanı, inanışını farklı yaşayanı, inanmayışını özgün yaşayanı nasıl seveceğiz?
Sait Faik’i anarak bitirelim: “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey!”

8.9.11

Mum ile pervane





Ufacık bir pervanedir o ve bir böceğin kanatları ne kadar büyük olabilirse onunkiler de o kadar büyüktür. Ufacık bir pervane o, gücü şuncacık; boyu posu ne ki tırnağımızın ucu kadar.
Öyle ufacık ve güçsüz ki püf desek şu duvardan karşı duvara çarpıverir. İki yanından da aynını gördüğümüz kanatları kırılır hemencecik. Hem de ne çelimsiz, gıkı bile çıkmaz, boğazında düğümleniverir.
Bizim pervane, biraz değişik bir pervane. Tüm benzerleri gibi o da mini mini, tırnağımızın ucu kadar var yok, kanatları ötekilerinki gibi şeffaf, şöylesine bir üfürüversek savrulup kırılır her yanı ve gram kanı yoktur aksın. Zavallı, sefil böceğin teki işte. Yine de değişiktir bizim pervane, dillere düşmüş, kimilerince kafayı yemiş kimilerince rüsva olmuştur. Şu kadar aldırmaz… Soylu tutkuların en birincisiyle hemhal olmuştur. Gönlünü zorlu bir dilbere kaptırmıştır ki olanaksız mı olanaksız.
Kanatlarını kısar da zor girer sevdiği mumun eşiğinden içeri… Her seferinde yepyeni heyecanlar ve en ateşli tutkularla gelmektedir. Diyar-ı askın içeri girene bin dert olacağını daha ilk kanat çırpmasından anlamıştır aslında; ama yol yakınken dönüp de gitmemiştir. Çıkarken ise… Çıkması her seferinde tazelenerek gerisingeri gelmek içindir. Aşık olmuş, aşk olmuştur. Muma aşık, muma aşktır.
Pervane sevdiğinin başında nice daireler çizerek uçarken mum, ince hastalığın pençesinde yandıkça erimekte, eridikçe tükenmektedir. İlk görüşte sevdalanmaktır onlarınkisi ve ölümü hiçleştiren sarhoşluk duygusundan hoşnutturlar. Karşılıksız ve bambaşka zamanların sevgisiyle beslenmektedir yürekleri. Ama bu nasıl aşktır ki ikisini de tüketmektedir? Hastalıktan eriyip gitmekte olan mumun ateşi, pervanenin rüzg­ârıyla delirmekte, ateş hep harlanmakta, sonunu hızlandırmaktadır. Mum ise kendine giderek daha fazla sokulan pervanenin kanatlarını ha kavurdu ha kavuracaktır.
Pervane giderek daha yakınına sokulur aşığının ve dört dönmeyi sürdürür başında. Mum da tıpkı pervane gibi arzularının sarmalında kıvranmaktadır. Hem pervane hem de mumun gözleri o değin körelmiştir ve birbirlerine temas etmek için öyle isteklidir ki… Pervane bir kanat vurur muma. Dayanılmaz bir azabın kanatlarından bedeninin her noktasına anında ulaşan acısından pervane neye uğradığını anlayamaz. Pervane bin sarsılır, mum bin titrer. Bu nasıl aşktır ya Rab? “Bu azap, doyumsuzluğun tadından yapılmış olsa gerek” diye düşünürler. Sonra bir kanat daha… Aşktan kör olmuş gözleri, güçsüz düşmüş kanatlarıyla eriyip tükenmesi an meselesi olan mumun ateşten kollarına bırakır bedenini. Bir daha onu göremeyeceğini düşünerek değil, tek olmanın doyulmaz hazzına ve huzuruna kavuşmanın bilinciyle sımsıkı sarılır mum sevdiğine. Pervane kollarında can verirken mumun ateşi de söner; fitili bitmiş, tükenmiştir artık. Dünyanın yokluğuna karşı aşkın varlığına göçmüşlerdir.

5.9.11

Sokağında


















senin ismin yalnızca benim ismim olsun
başındaki harf baş harfim olsun sonundaki de
sonuma bir dilek olsun isterim

geçerim o izbe sokaklarından hiçbir yer adımlanmamışken
kedilerin en karanlığıyla karşılaşırım her sana gelişimde
ama o tahta kapıya vurmaya korkarım hep
tıkırdatsam kırılacağından değil elbet gürültüden de
yanarım ki nasıl avucumda korlar tutarım sımsıkı
yanar içimin karanlığı ama vuramam gene de tak tak tak

o sokakta sabah geçmez ki öğle olsun
ancak o zaman gözlerine değer güneşin sarısı
çıkarsın merdivenleri sokağa inersin ki bir avuç gök
bir dilim peynir kestirirsin sevdiğimden bir ekmek
yoldan geçermiş gibi yere bozukluklarımı düşürmüş gibi
bakarım aşağıya aşağıdaki dünyanın ta derinine
yalnız beyazcamın solgun ışığını görür bu göz
lakin senin sesini duyarım: bir gün de rahat bırak

hiç gece olmaz mı derim bu çatıda
sanki yüksekte dengeleri farklı mı olur alemin
bir intihar boyu tüterken sigaram beklerim tıpırtını
çıkmasan gitmesen o yerlere iyi ama
az sonra gelir yankılanan kalbime ritimli sesin
bakmaktan başka elimden gelen yok ki
ben asıl buna yanarım senin her gece gidişine değil
terliklerin işler içime tap tıp tap tıp

senin ismin yalnızca benim ismim olsun
başındaki harf baş harfim olsun sonundaki de
sonuma bir dilek olsun isterim