14.7.11

İncir Reçeli




Metin ve Duygu korunaklı yaşamlarını aşk için geride bırakacaklardır; ama bu ilişkide gizemli taraf Duygu’dur.
Metin bir talk-show programına yazdığı skeçler dışında sinema sektöründe başarılı olabilmiş biri değildir. Senaryolar yazmakta ve bunları işin ehilleri yerine mecburen maddi yönlerini öne çıkaran kişilere götürmektedir. Aslında filmin gidiş yönünü etkileyen en önemli bölümlerinden biri de bu görüşmede yaşanır. Metin’in senaryosunu beğenmeyen adam, senaryonun üzerinde dürümünü sarar, ayranını içerken üstüne üstlük bir çuval da akıl verir. 80’li yılların kirlenmişliğinin günümüz çirkefiyle bulamaç edildiği o zekâ dolu laflar, iman edilenin yalnız ve yalnız paraya çıktığını işaret eder cinstendir.
“Aşk yok, aşk. Evet birbirini seven iki insan yazmışsın; ama soğuk, anladın mı soğuk. Gerçi aşkın kralını da yazsan bu devirde para etmez. Bak, eğer para edecek bir şey yazmak istiyorsan şöyle sulu bir komedi yaz. Belden aşağı olsun, boş ver. Akıllı ol oğlum, insanlar buna gülüyor. Eskidendi o fakir çocuk, zengin kız ayakları. İnsanların bin tane derdi var artık, ekmek derdinde millet ya, gülecek yer arıyor. Kimsenin aşkı kimsenin s.kinde değil. Bak televizyona elli tane skeç yazıyorsun. Seç aralarından bir tip, yaz şöyle g.tlü göbekli bir senaryo, çekelim ya.”
Piyasanın istediğini yapmalı, para kazanılacak işlerin adamı olmalı diyor. İvedik yaz, olmadı güzel hareketler bul ki çok güzel olsun diyor; ama sakın sanat kaygısına kapılma, karşıma da böyle işler getirme diyor.
Oysa sanatçı doğasına sahiptir Metin. Duygu’yla yeni tanıştıkları günlerde “Çekilmiş bir senaryon var mı?” diye sorunca Metin’in yanıtı durumun hem gerçek hem içler acısı halini ortaya koyar: “Var, hepsi.” Senaryo, yönetmene gitmeden önce senaristin kafasında çekilir.

Yukarıda andığımız yapımcı cinsinden pişkin adamın söylediği “Aşk yok,” cümlesini de zamanın aşklarıyla bağlantısızlığında aramak gerekli. Aşkın kralının bile para etmediği günümüzde para edecek öykülerin salt belden aşağıyı göstermesi yaygın bir anlayış durumuna gelmektedir. Bu gerçeklik, filmle öyle bir tezat oluşturur ki doğrusu ilginçtir. Aşkın gücünü ve değerini yücelten filmimizin cinsellikten mümkün oldukça uzak kalan, öykü gereğince uzak kalmak zorunda duran bir yapısı var. Yani birilerine yaranma, birilerine yalanma derdi olmadan salt düzgün bir iş yapılabileceğinin ince bir esprisidir aynı zamanda, İncir Reçeli.
Film giderayak içli bir aşk öyküsüne evirilirken kendinizi farkında olmadan bırakıveriyorsunuz sessiz ve dingin akıntıya. Zaman geçiyor, hüzünleniyorsunuz. Filmin sonlarına doğru Duygu o haliyle “Ben sana karıştım aşkım,” dediğinde kendinizi daha fazla tutamıyor, çaresizliğin acısını acınız biliyorsunuz. “Karşıtım” demiyor yaşadıkları sıkıntılı günlere rağmen, “karıştım” diyor. Bir olmanın, ayrı gayrı olmamanın en özgün ifadelerinden birini kullanıyor.
Duyarlı sözler peşi sıra kullanılırken duygusal hava bizi şefkatle sarmalıyor. Şiir dünyasının doğal ritmiyle soluklanıyor, Metin’le Duygu oluveriyorsunuz.
Sonra sen geldin. Saklandığım yatağın altına başını uzattın.
Sana dokunmak tüm kelimeleri yakmak gibi.
Sana dokunmak tüm insanları affetmek gibi.

Öyküsü gereği aşkın olumsuz koşullardaki yaşanabilirliğini sorguluyorsunuz. Hiv virüsü taşıyan birini sevmenin ağırlığını Metin’in omuzlarından indiremesek de “Bu çok zor, bu çok zor aşkım” diye yakarmasıyla beraber acılanıyoruz.
İşinde umduğu başarıya o güne değin kavuşamamış Metin’in kendilerini yazdığı son senaryoyla başarıyı yakalaması elbette boşuna değildir. Sevginin değerine ilişkin senaryosu filmin sonlarında çözüm bekleyen bir başka sorunu alt edebilmesini sağlar: Yeteneğini ve aşkının gücünü Duygu dışında herkese kanıtlamıştır artık. Ama sevdiği kadın ortada yoktur, bu yüzden Duygu’nun yerini öğrenmesiyle ona koşması bir olur. Filmin en hüzünlü konuşmasını tam da burada Duygu yapar. Duygu’nun sözleri hem Metin’in işine hem de Metin’in geleceğine yöneliktir.
“Dışarıda hikâyelerini anlatmanı bekleyen binlerce hayat var.  Hepsi de anlaşılmayı bekliyor, benim gibi. Yaz, aşkım. Hiç durmadan yaz. Birbirlerini anlat onlara. Birbirlerine değerek, dokunarak yaşayabilmenin güzelliklerini anlat. Birbirlerine karışmayı anlat. Yaşam savaşı içinde yaşamayı, yaşatmayı unuttuklarını anlat. Sevişmeyi anlat onlara, en zor anlarda bile hiç ayrılmamacasına tek vücut olabilmeyi anlat. Yalnızca ölmek zor, kolayını anlat. Şimdi aç gözlerini aşkım. Söz veriyorum her şey çok güzel olacak. Ben sana karıştım aşkım. Artık daha güçlüsün. Bir gün şoförün aniden camı açabileceğini anlat.”

2 yorum:

  1. Çok güzel yazı olmuş Dostum. İçten, samimi ama filme dair de bütün gizleri döküveren bir yazı... Bence yazının başına, henüz izlememiş olanlar için küçük bir not koymalı...
    Bu filmi ben de en az senin kadar sevdim. Eskişehir'de bir sinemada izledim filmi. Tesadüf bir bakıma... Gittiğim sinemadaki tek yerli yapım olunca dalıverdim içeri. İyi ki dalmışım... Aşkın ne denli saf bir duygu olduğunu anlatırken, cinselliğin daha doğrusu sevdiğinle tek vücut olmanın da ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor...

    YanıtlaSil
  2. Bu filmi tevafuken bir gece izledim ve ertesi gün sen bu film hakkında yazacağım demiştin daha ben bunu söylemeden. Kalpler bir gördüğüm kadarıyla... Duygu yüklü bir film ve yazı. Fikrine sağlık...

    YanıtlaSil