7.6.19

Maden Havzasında bir büyük grev ve bir işçi önderi Laz Emin



19 yaşında göçük altında kalan Taner Nasuhoğlu’nun anısına...



Zonguldak’a “emeğin başkenti” demek kolay da yerli yersiz kullanıla kullanıla sıradanlaşan bu payeyi Zonguldak’ın nasıl kazandığını bilmek için çabalamak gerek. Bir kere Zonguldak’ın bereketi Çukurova gibi can veren toprağında değil, derinindedir; hasadı güneş altında değil, yeryüzünden yüzlerce metre aşağılarda yapılır. Çukurovalı için ışıl şıl yanan pamuk tarlaları neyse Zonguldaklı için de dünyanın kalbindeki zifiri kömür galerileri odur. Bir yanda borç harç, işsiz kalma kaygısı gereği vazgeçilemeyen maden ocağı öte yanda cehennem karanlığı! Bir karınca gibi usanmaksızın çalışan, kaza kaza korkunç karanlıklarını koyultan işçi; dünyaya, hayata, ailesine bile yabancılaşarak ilkel koşullarda çalıştırılmanın kara yazgısını yaşamaya anbean yaklaşır. İşsizlik, parasızlık işçinin dinmez yarası; maden ocağı ekmek kapısıdır.  Hal böyleyken memleketin ve dünyanın sayılı maden facialarından nasibini fazlasıyla almıştır Zonguldak. Bu ölüm kuyularında kaybettiğimiz insan sayısını demeye kalemimiz çekinir.


Zonguldaklı işçinin kendine reva görülen kara yazgıya karşı çıkışının geçmişi, Osmanlı’nın son demlerine değin gider. 1908’de Fransız Şirketi’nin işçi ücretlerinden “hastane parası” adı altında para kesmesiyle işçilerin greve gitttiği ve bu uygulamadan vazgeçildiği; 25 Şubat 1910’da Gelik ocaklarında farklı ücret tarifeleri uygulayan şirkete ve şirket temsilcisine karşı işçilerin eylem yaptığı, bu sayede yeni bir ücret tarifesi belirlendiği, şirket temsilcisinin de görevden alındığı; 1911’de yine Gelik’te ücretlerin arttırılması amacıyla greve gidildiği; 1913’te tüm kömür havzasının sahillerinde yükleme yapan tahmil (yükleme) ve tahlisiye (kurtarma) işçilerinin ücretlerin arttırılması için greve gitmesiyle bütün işlerin durduğu, üretim yapılamadığı bilinen ilk eylemler arasında yer alır. Ne var ki Osmanlı’nın yıkılmasına ramak kala gerek bölgenin gerek memleketin yaşadığı çalkantılı tarihsel süreç dolayısıyla Zonguldak işçisinin bilinç düzeyi yeterince yüksek değildir. İşçilerdeki bilinçlenme eşiğinin aşıldığı ilk eylem 7 Temmuz 1923 günü Zonguldak’ın ilk toplu sözleşmeli grevinin imzalanmasıyla sonuçlanır. Üstelik işçilerin kazandığı bu başarıda ne bir sendikanın ne de başka bir emek örgütünün katkısı bulunmaktadır.


Maden şirketleri, uzun yıllar Zonguldak’ın kanını emip içini boşaltırken işçiler hak arama mücadelelerine daha sık başvurmak zorunda kalırlar. Tüm gayreti olabildiğince çok para kazanmak  olan bu şirketler; insani düzenlemeleri, çalışma koşullarında gereken iyileştirmeleri savsaklamalarına karşılık 12 saat çalışma süresini dayattığı her işçiye bu ağır emeğin karşılığında son derece düşük ücret ödemektedirler. Söz konusu yıllarda 12 saatlik ağır mesainin sonunda yer üstü işçileri 70 ile 200 kuruş, yer altı işçileri 70 ile 120 kuruş arasında ücretler almaktaydılar. Günlük 80 kuruş kazanan bir kazmacının ekmeğin 20 kuruşa satıldığı o dönemde yevmiyesiyle ailesinin geçimini sağlaması elbette mümkün değildir.
Aslına bakılırsa şirketlerin bu pervasızlıklarında kabahat kanuni değil, idari boşluktan kaynaklanır. Havza-i Fahmiye Amele Kanunu 10 Eylül 1921’de çıkarılmış; ancak işçilere kanunda belirtilen haklar uygulanmadığı gibi üstüne üstlük şirketler, işçileri daha fazla üretim yapmaları yönünde sürekli baskı altında tutuyorlardı. İşte tam da o günlerde İstanbul gazeteleri “İstanbul Elektrik ve Tramvay İşçileri Grevi”ni, işçilerin mücadele ederek kazandığı hakları anlattıkça Ereğli’deki demir yolu işçileri de benzer istekler öne sürmeye başlamışlardı. Bu doğrultuda on iki yıllık askerlik hizmetinden sonra Fransızların işlettiği Ereğli Şirketi’nde gar şefi olarak çalışan Laz Eminzade Emin Efendi’yi kendilerine önder seçerler. Aralarında bir de komite oluşturarak bir bildiri hazırlar, şirkete verirler:
1. Amele Kanunu’nun 11. maddesi gereğince belirtilen ve saptanan asgari ücret ödenmelidir.
2. Amele Kanunu’nun 8. maddesi gereğince 8 saat çalışma süresi kabul edilmeli ve uygulanmalıdır. Aynı maddeye göre normal çalışma saatleri dışındaki çalışmalar için iki katından ücret ödenmelidir.
3. İktisat Vekâleti’nin bildirisi gereğince işçilerle şirket arasında bir süre önce saptandığı gibi, her işçiye haftada bir gün izin yaptırılmalıdır.
4. Maden Nizamnamesi’nin 71. maddesi gereğince Havza’da çalıştırılmaları yasaklanmış yabancı uyrukluların çalıştırılmaları önlenmelidir.
Ereğli Şirketi ve onun Fransız patronu Mösyö Duroi, Laz Emin’i hemen işten atarak bildiriye ilk tepkisini verir. Ne var ki işçiler, Laz Emin’in kovulduğunu duyar duymaz Yeniçarşı’daki Çınarlı Kahve etrafında toplanarak taleplerine ve önderlerine sahip çıkarlar. Toplanan kalabalığın şirket tarafından hükümet yetkililerine bildirmesiyle kolluk kuvvetleri işçilere müdahale eder. Bazı işçiler sorguya çekilip salınırken bazıları tutuklanır. Laz Emin karakola alındığındaysa kimsede yılgınlık oluşmamış, aksine işçiler birbirlerine ve önderlerine kenetlenerek bu saldırıyı boşa çıkarmışlardır.


Ereğli’de yükselen tansiyon, tüm maden havzasını sardıkça şirketle işçiler arasındaki tel gerildikçe gerilir. Önceden işçilerin veresiye alış veriş yaptıkları dükkânlar satışı kesince işçiler önlem olarak “İaşe Komisyonu” kurar, aralarında topladıkları bir miktar parayla ihtiyaç sahibi ailelere erzak yardımı yaparlar. Diğer taraftaysa Fransız patron Duroi üretimi kesintiye uğratmamak, böylece grevi de etkisizleştirmek için sahaya yeni işçiler sürer. Yaşanacakları önceden tahmin eden işçiler, işi bırakmadan evvel sadece kendilerinin çözebilecekleri yöntemlerle makineleri işlemez duruma getirdiklerinden patronun bu hamlesi gayet etkisiz kalır. Ayrıca işçilerin yakınları yolları kapatıyor, rayların üzerine yatıyorlardı. Bir sinir harbi... Patronun canını sıkan olumsuzlukların en büyüğü ise bizzat işin kalbinde gerçekleşiyor, acemi işçiler sürekli kazalar yaşadıkça üretim durma noktasına yaklaşıyordu. Grevin ciddiyetinin işçilerin birlik ve beraberliğinden kaynaklandığını anlayan şirket kıramadığı direnci kırmak, bölemediği bütünlüğü bölmek için yetkililer aracılığıyla Laz Emin’e ciddi paralar teklif eder; fakat o, davasına ihanet etmeyeceğini söyleyerek hepsini bir kalemde reddeder. Başka çıkar yolu kalmayan şirket, mecburen işçilerle masaya oturmak zorunda kalır.
7 Temmuz 1923 günü yapılan resmi görüşmeye Belediye Başkanı Bartınlı İbrahim Bey, Defterdar Halil Bey, Havza-i Fahmiye Maden Müdürü Abdullah Guleman, Başçevirmen Sadettin Bey, Sorumlu Müdür Mühendis Behçet Bey, Ereğli Şirketi Genel Müdürü Mösyö Duroi, işçiler adına ise Laz Emin, şeftren Giritli Ahmet Usta ve makinist Bartınlı Hasan Usta katılır. Uzun saatler süren bir irade savaşı verilir ve her fırsatta İstanbul’daki grevi emsal gösteren işçi heyeti, isteklerini aşağı yukarı kabul ettirmeyi başarır:
“8 saatlik çalışma süresi kabul edilip 8 saati aşan mesai saatlerinde saat başına iki katı kadar ücret ödenmesi, hafta sonu tatilinin uygulanması, asgari ücretin % 20 eksikle ödenmesi, yabancı uyrukluların çalışmalarının yasaklanması kabul edilip karara bağlanmıştır.”
İşçi heyeti bildirideki genel istekleri kabul ettirebilse de Laz Emin’i yeniden işe aldırmayı başaramaz. Mösyö Duroi, istediğim adamı çalıştırır, istemediğimi çalıştırmam diye bu bahsi kestirip atar.
Laz Emin uzun süre işsiz kalacak olsa da işçilere haklarını kazandırmış mağrur bir adamdır artık. İşçiler arasında sevilen, saygıda kusur edilmeyen ideal kişidir; öyle ki Laz Emin’in büyüyen itibarının gölgesinden bile korkan yetkililer, onu “komünist” ilan etmekte, dolayısyla peşine polis takmakta gecikmeyeceklerdi.


Bu yazı aşağıdaki eserlerin esiniyle yazılmıştır:
Metin Köse, Büyük Yürüyüş, Doğan Kitap 1. Baskı, Eylül 2014, s. 220-222
Cemalettin Sağtekin, “Zonguldak’ta İlk Toplu Sözleşmeli Grev”, Madencilik Bülteni, Temmuz-Ağustos 2007, s. 105-108
Ekrem Murat Zaman, Zonguldak Kömür Havzasının İki Yüzyılı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Şubat 2004, s. 69

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder